#bilgisayarbagımlılıgı #internetbağımlılıgı #terapi #müslümanpsikolog #cocukegitimi #aile #mutluluk #huzur #evlilik #pedagoji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
#bilgisayarbagımlılıgı #internetbağımlılıgı #terapi #müslümanpsikolog #cocukegitimi #aile #mutluluk #huzur #evlilik #pedagoji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Kasım 2015 Salı

Çocuğunuzla doğru iletişim için doğru yöntem şart



Günümüzün çaresiz anne babalarından sorular yağıyor. Genel olarak soruların içeriği aynı; baş edemediğiniz evlatlarınızla ilgili çare isteyen sorular. Çocuklarla doğru iletişimi kurduğunuzda, onların dilini çözdüğünüzde anlaşmanız oldukça kolay, korkmayın. Ancak nasıl iletişim kuracağınızı bilmiyorsanız, onlara ulaşmanın yollarını bilmiyorsanız işiniz zor tabii.
Çocuklar âlemdirler doğrusu. Aynı anda iki şey nasıl olabiliyorlar şaşıyorum. Hem dünyanın en vazgeçilmez neşe kaynağı hem de insanı çıldırtabilecek potansiyele sahip yaramaz yumurcakları. Onlarla işbirliği yaptınız, yaptınız. Aksi halde ellerinde oyuncak olmaktan öteye geçmeyen bir hayat yaşamaya mahkûmsunuzdur sevgili okurlar. Çocuklarla işbirliği yapabilmemiz son derece önemlidir. Günümüz anne/babaları evlatlarıyla işbirliği yapmayı bilmiyor maalesef. Ya gereğinden fazla baskıcı ya da lüzumsuz düzeyde anlayışlı davranışlar sergiliyorlar. Oysa minik ipuçlarını yakalayarak istediğiniz gibi kaliteli çocuklar yetiştirmeniz mümkün.
Hep iyi olmalarını umuyoruz
Kızıyoruz, anlatıyoruz, tehditler savuruyoruz, olmadı yalvarıyoruz. Bozuntuya vermeden rüşvetler teklif ediyoruz. Yine olmadı kendi geçmişimizden muhteşem(!) örnekler veriyoruz. Yine tık yok! Ufak ufak kızmaya başlıyoruz. Üslubumuzu hakarete vardırıyoruz. Maalesef sonuç aynı, ona ulaşamıyoruz. Yaş özellikleri ve gelişim süreçleri göz önüne alınacak olursa, farklı yöntemler kullanmanız gerekiyor. Ama ortalama her çocuğun en sevdiği durumları sıralayayım dilerseniz:
1. Mümkün olduğunca açık/net ve en önemlisi kısa konuşun. Çocuklarla çalışanlar bilirler. Onlar söze başladığınızda ilk iki üç cümleyi dinlerler, ardından gelen tonlarca konuşmanızın çoğunu anlamazlar bile. Siz konuşursunuz, çocuk anladı zannedersiniz, onun bir şeyden anladığı yoktur. Çocukla iletişim kurmanın en net yolu, her ne söyleyecekseniz onu ilk cümlelerinizde net olarak belirtmekten geçer.
“Senin kardeşine bu şekilde vurmanı istemiyorum. Kardeşinin canı yanıyor.” diye başlarsınız, ardından durumu aydınlatacak gerekçeleri sıralarsınız. “Birilerine vurarak değil, ondan oyuncağını geri almak istediğini söyleyerek de alabilirsin arabanı. Bunun için vurman gerekmez ki! Konuşarak almaya gücü yetmeyen kişiler vurur. Sen çok tatlı konuşuyorsun. Bence kardeşini ikna ederek alabilirsin... ben babandan alışveriş için para isterken vuruyor muyum? Rica ediyorum ve alıyorum...” gibi.
2. Söylemek istediğiniz şeyi, gerçekten söyleyin. Aklımızdaki başka, ağzımızdan çıkan başka olmasın.  Bu, milletçe yaptığımız tipik bir hata. Hatta siyasiler bile yapıyor, ardından o meşhur ifadeyle durumu kurtarmaya çalışıyorlar malum: “Maksadını aşan bir ifade oldu” “Senin şu halin beni deli ediyor!” diye başlayan cümlelerde asıl niyet çocuğumuzun doğru davranışı yapmasını sağlamaktır. Gelin görün ki cümleyi öyle bir yerden kurarız ki ne çocuk doğru davranışı yapmayı öğrenir ne de biz huzur bulabiliriz. “Seni doğurduğum güne lanet olsun...” ile başlayan “Kızın sen laftan anlamıyor musun?” cümlesine kadar uzanan kocaman bir yelpaze var ailelerimizin dilinde. Temelde hepsinin niyeti aynı; çocuğa doğru yolu göstermek. Oysa niyete bakın, ağızdan çıkan söze bakın! İkisi birbirini tutuyor mu elinizi vicdanınıza koyarak söyleyin. Tutmuyor değil mi? Eğitim hatası yapmamak ve çocukla işbirliği yapabilmek için niyetimizle ağzımızdan çıkan sözün birbirini karşılaması gerekir. Niyet iyi, ağızdan çıkan söz kırıcı veya aşağılayıcıysa, dünyanın en harika cümlesini bile kurmuş olsanız işe yaramaz! Çocuğunuzla işbirliği yapamazsınız!
3. Çocuğunuzun yaşına uygun olarak –ki bunun için her yaşın gelişim aşamaları hakkında bir fikriniz olmalı- seçenekler sunun. “Yerine koymadan kaybedemezsin.” ilkesi gereği, vazgeçirtmek istediğiniz durumun yerine koyabileceği seçenekleri olmalı. Kumandayı elinden bırakmıyorsa, daha iyi bir seçenekle yaklaşmalısınız. Kuru kuruya “Bırak onu!” emri işe yaramıyor çünkü biliyorsunuz değil mi?
4. Yaşam için yaşa uygun ilkeler ve aile içi kurallar koyun. Uyulmasını sağlayın. Çalıştığımız ailelerin ana sorunu kural koyamamak değil, buraya dikkat! Kuralı koyuyorlar ama kuralı uygulatmayı bilmiyorlar! Asıl olan kural koymak değil, koyduğunuz kuralın evin içinde işlemesini sağlamaktır zaten. Aksi halde kural koymanın bir anlamı yok ki. Hatta uygulanmayan kurallar koymayı makus talih haline getiren ailede yetişen çocuk, ilerki hayatında bol bol kural çiğnemeyi öğrenir. Çiğnerde çiğner... niçin uysun ki? Onun büyüdüğü evde kurallar çiğnenmek için vardı.
Zor anlarda espri yapın
5.  Zor durumların üstesinden gelebilmek için espri/nükte kullanın. Çok işe yarıyor, deneyin. Çocuklara emirle, kızarak, bağırarak yaptıramadığınız pek çok şeyi, espriyle, oyunla, şirinlikle hemen yaptırabilirsiniz. Diyelim ki akşam oldu, çocuğunuzun uyku saati geldi. Uyumadan önce tuvalete gidip ihtiyacını gidermesini istiyorsunuz. “Hadi oğlum tuvalete gidelim..” dediniz gitmedi. “Her gece aynı şey... çıldırtma beni... vallahi akşam olunca sinirlerim bozuluyor artıkkk! Yeter yahuuu! Her gün aynı şey için tartışılır mı? Delirtme beniiii” diye bağırıp duruyorsunuz. Bu tip anlara oyun ve espri yerleştirseniz çıldırmanıza gerek bile kalmaz.
Çocuk tuvalete gitmek istemedi. “Ahaaaa... yaşasın tuvalet boş... kimse benden önce tuvalete gidemez... önce ben oturacağım tuvalete... ohhh canıma değsinnn... yehuuu...” tarzında sözlerle tuvalete doğru koşar gibi yapıp, hatta koşarak oğlunuzdan önce gitmeye çalışır gibi yapabilirsiniz. Çocuk bu! Oyun oynayacak ya! Sizden önce koşmaya çalışır. Sizin  numaradan ayağınız takılır, oğlunuz öne geçer... derken bakmışsınız oturmuş bile... ona kazanma zaferi yaşatırken, içinizden onu tuvalete sokmuş olmanın rahatlığını yaşarsınız. Oyuna çevirerek, yaşına uygun espriler üreterek her şeyi yaptırmanız mümkün.
6. Yaptığı güzel davranışların ödülü, olumsuzlukların cezası hakkında fikir edinmesini sağlayın.  Cezalar ve ödüller abartılı olmamalı. Ceza, yapılan davranışın yanlış olduğunu anlamasını sağlayacak nitelikte olmalı. Bizdeki cezalar genelde anneden nefret ettirecek nitelikte ayarlanır. Çocuk yanlışını anlamak yerine, anne/babasının merhametsiz ve anlayışsız olduğunu düşünür. Bu konu uzun biraz ayrıca yazı yazayım ödül ve ceza hakkında.
7. Evde kimin patron olduğunu anlamalarını sağlayın. Kusura bakmasınlar ama anne/babaysak, iki gömlek öndeyiz. Bu durumu bilmeleri gerekir. Aksi halde bizimle yarışmaya başlıyorlar ve kim kimin anne/babası roller karışıyor. Aslına bakarsanız zor değil… Çocuklarla işbirliği yapmak, yetişkinlerle işbirliği yapmaktan çok daha kolay. Yeter ki nasıl yapacağınızı bilin. Uygulamaya çalışın okuduklarınızı. Baktınız olmuyor bir uzmana başvurun. Bugün biz onlarla işbirliği yapmazsak, yapmayı beceremezsek, çocuklarımız işbirliğine açık düşünce süreçleriyle büyümüyor. Baskıcı, yayılmacı, fırsatçı,…vs. her türlü arızalı yolu öğreniyor; ama işbirliği fikrine kapatıyor kendisini. Ardından büyüyor. Yaşadığı ülkede çeşitli önemli kademelerde göreve geliyor. Ama kendisiyle bağlantılı diğer birimlerle işbirliği yapmayı bilmediği için olan biz vatandaşa oluyor. Sevgili anne/babalar lütfen çocuklarınızı çok iyi yetiştirin! Şikâyet ettiğimiz herkesin çocukluğuna gitme şansımız olsa, kim bilir orada ne tür çocuk yetiştirme sahneleriyle karşılaşırdık! Sevgiyle kalın...

Çocuklarınıza sevdirerek iş yaptırın

ÇOCUKLAR ne kadar tatlı değil mi? Bırakalım tatlı kalsınlar!
Gelişigüzel davranışlarınızla, zararsız zannettiğiniz yanlış müdahalelerinizle yoruyor, üzüyorsunuz onları. Ardından değişen kişilikleri, hoş olmayan davranışları, sizi üzen tavırlarıyla şaşkınlaşıyorsunuz. Oysa bırakın tatlı kalsınlar bence.
Duyuyorum, içinizden bir ses sormaya başladı bile, peki ama nasıl?
Bir çocuğu, herhangi güzel bir davranışa yönlendirmenin en iyi yolu, o davranışı çocuğa sevdirmekten geçer.
Çocuk sevdiği her şeyi severek yapar.
Çocuk sevmediği her şeyi ya yapmaz ya da tepesinde adalet kılıcı gibi sallanan siz büyüklerinin korkusuyla yapar.
Size göre hava hoş olabilir, yapsın da niye yaparsa yapsın!
Bana göre hava hiç de öyle zannettiğiniz kadar hoş değil.
Niye mi?
Yaptığı davranışı severek yapması, aynı davranışı farklı zaman ve birbirinden farklı koşullarda belirli bir süreklilik içinde muntazaman yapacağı anlamına gelir. Tepesinde cezalandırıcı yetiştin olduğunu düşünerek yaptığı davranışlara gelince, o yetişkin görünürde yoksa o davranışları terk eder. Siz yokken ne yapma istiyorsa onu yapar. Doğru yanlış diye düşünmez. Sadece yapar.
Bilgiyi içselleştirmekle, bilginin taşıyıcısı olmak arasındaki farktır bu!
Sevdirerek, seveceği hale getirerek, onunla etkileşimli oyunlar oynayarak kazandırdığınız sosyal yaşam kuralları çok işe yarar. Çocuk neyi niye yaptığını bilir. Yaptığı bir işin doğrusunu yanlışını öğrenir. Davranışın doğrusunu yaparsa karşılaşacağı sonuçları bilir, aynı davranışın yanlış olanını yaparsa karşılaşacağı sonuçları bilir. Hangi sonucun kendisi için daha iyi olabileceğinin ayrımını yapabilir.
Çocuğunuza yardım etmek istiyorsanız
SİZ anne babalar, çocuğunuza herhangi bir konuda yardım etmek istediğinizde o davranışı çocuğa kazandırmak istiyorsanız, sakin tavrınızla işe başlayın. Çocuğunuza yaptığı davranışın doğru ve yanlış olan yanlarını kısaca anlatın. Anlattıktan sonra uygulaması için fırsat verin. Hatta gerekirse birlikte uygulayın. Kuralı uygulanabilir şekle sokun. O kuralla ilgili eğlenceli ortamlar oluşturun. Böylece kuralınızı sevecektir.
Üst perdeden yapılan emirler, sebebi anlaşılmayan dayatmalar çocuğun dünyasında işe yaramaz. Onun zihninin algılayacağı şekilde anlatmaya özen göstermelisiniz.
Çocuğun severek öğrendiği yaşam kuralları, çocuk tarafından ortalama her zaman uygulanır. Sevmediği davranışları yapmakta zorlanır.
Yazının başında söylediğim gibi bir de zorbalıkla, bağırıp çağırarak öğrettiğimiz kurallar var maalesef. Çocuk, sizden korkarak, sizden korktuğu için bir kuralı uyguluyorsa, sizin olmadığınız yerde o kuralı ihlal eder.
Sevmeden yaptığı, anlamadan yapmaya çalıştığı davranış çocuk için öğrenilmiş bilgi değildir. Sadece siz öyle istiyorsunuz diye öyle davranır. İyisini kötüsünü bilmez, doğrusunu yanlışını anlamaz. Siz varsanız sizin istediğiniz gibi davranır, siz yoksanız kendi canının istediğini yapar.
Bazı aileler var, çocuğunun evde çok uslu, sakin olduğunu söylüyor. Ancak okulda aşırı hareketli, söz dinlemeyen, sınıf düzenini bozan çocuk olduğu için, aile sürekli çocukları hakkında şikâyet alıyor.
Bu grup çocukla çalışırken bahsettiğim kuralın ihlal edildiğini görüyorum. Yani evdeki eğitim metotları yanlış! Çocuk sürekli azarlanıyor, kızılıyor. Çocuğun davranışları baskılanıyor. Çocuk evde uslu evet, ancak bu uyumlu hal çocuğun severek, öğrenerek, benimseyerek yaptığı davranış değil, tam tersi aşırı sinirli baba/aşırı sinirli anne korkusuyla baskılanmış bir davranış biçimi olarak yaşanıyor.


Çocuk sizden korkusuna yapmasın
Çocuk okula gittiğinde, anne babasının baskılı davranışlarından ve azarlamalarından kurtulduğu için ipini koparmış şekilde davranıyor. Evde anne baba korkusuyla yapamadığı her şeyi yapmaya başlıyor.
Hangi davranışı neden yapması veya yapmaması gerektiği öğretilmeyen çocuk, anne babanın kızıp bağırmasına göre davranırsa olacağı bu tabii ki.
Çocuğunuzu büyütürken, sizden korktuğu için kurallara uyan çocuk olmamasına dikkat edin. Psikolojinin en bilinen kuralı budur; korku nesnesi ortadan kalkınca çocuk kendi bildiği gibi davranır.
Ancak siz onu bilgilendirerek ve sevdirerek kurallara alıştırırsanız, çocuğun bildiği davranış, sizin zaten ondan istediğiniz davranış olur.
Zaten bir davranış varsa, o davranış için en talihsiz durum, korku nedeniyle ortaya konmasıdır. Davranışlarımızı birilerinden veya birbirimizden korktuğumuz için değil, doğru olup olmamasını baz alarak uygulayabilmeliyiz.
Aksi halde hayat hepimize zorlaşır. Zorlaştırmayalım, kolaylaştıralım.
Sevgiler...