24 Kasım 2015 Salı

İki gönül bir olamıyor ki artık!

Gönül mü kaldı ilişkilerde?
Bir bencillik, bir büyüklenmecilik, bir kendini beğenme, bir bilmişlik, bir öğretmencilik edaları...
Yaşananlar ilişki veya iletişim değil savaş alanı sanki. Ve onun getirisi gerilimler, karşı taraf algıları, yangından mal kaçırma sevdaları.
Birbirine duygularıyla kenetlenen, uzakta olsalar bile birbirlerini hissedebilen, yan yana durmanın duygusal sarmalıyla soluklanan çiftlerin sayısı azalmaya başladı.
Günümüzün bencilleşen yaşam koşulları, insanların kendilerine dönük düşünme süreçlerinin öne geçmesi, her durumun merkezine kendisini yerleştirmesinden midir nedir, artık samanlık seyran olmuyor. Zira gönüller bir olamıyor!
Çağan Irmak “Issız Adam” filmini çektiğinde, sizin günlük pratiğinizde çok karşılaşmadığınız, daha ziyade bizim seanslarda vaka olarak karşılaştığımız bir durumu dile getirmişti. “Bağlanma” kaygısı yaşayan, ilişkiden korkan, karşı cinsle yakınlaşma yaşayacağı durumlarda kendi içine çekilen ıssız bir adamın öyküsüydü bu.
Özellikle bizim dindar kesim için saçma bir senaryoydu. Oysa günümüzde bizim dindar kesim için bile çok anlamlı ve tanıdık senaryo olmaya başladı fark ettiniz mi?
Issız adam ve ıssız kadınların sayısı çoğalmaya başladı!
Atalarımızın söylediği, samanlığı seyran eden, kalpten kilitlenen ilişkilerin yerini her geçen gün farklı yaklaşımlar alıyor. Gönüller birleşmiyor, kalpler yakınlaşmıyor, kimse kimsenin sorumluluğunu almak istemiyor artık.
“Yiyelim, içelim, gezelim, tozalım… ama sen benden bir şey bekleme, benim senden bir beklentim yok zaten! Beraberliğimizin keyfini çıkaralım…” şekline bürünen ilişkiler varlığını hissettiriyor çevremizde.
İnsanlar sevmeyi unutmaya başladı, birbiri için çabalamayı. Evlilikler, kalbin kalbe karşı geldiği ilişkiler olmaktan çıkıp, maddenin maddeye karşılık geldiği, evlenileceğinde yakın çevreye hava atmayı kolaylaştıracak yerlerden oluşturulmaya başlandı.
Niye böyle dersiniz?
Çünkü günümüz insanı maalesef “sevmeyi” bilmiyor!

Öğretmediniz ki sevmeyi çocuklarınıza!
Hiç kimse alınmasın; ama sevmeyi öğrenmemiş birisine, büyüdüğünde karşı cinsi sevmeyi öğretemezsiniz.
Diyeceksiniz ki; iyi de insanlar seviyor ve evleniyor. Ben de soruyorum “Acaba gerçekten sevdikleri için mi evleniyorlar, yoksa içlerinde hissettikleri geçici kıpırtı/heva ve hevesi sevgi zannettikleri için mi evleniyorlar?” Adı ister evlilik olsun ister ilişki -ne derseniz deyin- aklınızın kalbine uyan, kalbinizin aklına yatan ilişki iyi ilişkidir. Karşılıklı değer görme duygularına iyi gelen, varlığını hissettiğinizde kendisinizi onunla bütün algılayan yapıdır. Önce kendini sevmekle başlar iyi ilişki. Kendinizi seversiniz, tanırsınız, doğru kişi karşınıza çıktığında zorlanmadan senkronize olursunuz.
Her ilişkide bağlanma olmalıdır, bağlanma olmazsa ilişki olmaz. Sağlıklı bağlanmanın olmadığı yerlerde sağlıksız bağlanma oluşur veya bağlanma ilişkisi hiç oluşmaz. İki kişiyi birbiriyle bir yapan, birinin gönlünden diğerinin gönlüne köprü kuran sistemin adıdır bağlanma. Bağımlı olmadan sağlıklı bağlanmaktır iyi ilişki. Geçmişin zoraki yaptırılan iyi niyetli ancak sonuçları açısından sakıncalı olduğunu düşündüğüm saçma evliliklerinin yerini, bu tarz evliliklere inat geliştirilmiş yeni bir hatalı süreç almaya başladı: Gezelim, tozalım ilişkileri.

Liseli gençlerin birbirini sevmesini seviyorum ben!
Sevmeyi öğreniyorlar çünkü. Bir kız nasıl sevilir, bir erkek nasıl sevilir öğrenerek büyüyorlar. Büyüme döneminde öğrenilmesi gereken o süreç sağlıklı şekilde yaşanmadığında, sevmesi gereken yaşa geldiğinde sevmeyi bilmiyor insan canlısı. Nasıl seveceğini de bilmiyor, neyi seveceğini de! Yetişkin aklının kafası karışıyor. Kalbi bir şey söylüyor aklı başkasını. Arada kalmanın, duygusuyla günlük pratiğinin arasında sıkışıp kalıyor. Zulümden öte zulümler yaşatıyor kendisine. Sevmeyi öğrenmek gerek. Sevginin iyileştirici etkilerinden yararlanarak büyüyen kişi, empatik duygularla gelişerek yetişkin olur. Sağlıklı bağlanma yoksa ilişkiler zor yaşanır.
Aynı hayatı yasal nikâh yoluyla yaşayacağınız ev arkadaşını(!) nasılsa bulursunuz. Önemli olan sizinle “yol arkadaşlığı” yapması!
Size “eşim” diyen birini nasılsa bulursunuz. Önemli olan “karı/koca” olabileceğinizi ruh eşinizin bulunması!
Evlenmek maharet değil! Önemli olan kiminle evleneceğiniz! Evlenecek birini nasılsa bulursunuz. Önemli olan onunla mutlu olabileceğiniz kişinin bulunması!
Unutmayın! Herkes “birini” bulur... ama çok az kişi “birbirini” bulur!
Sevgiler...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder